30 Temmuz 2008 Çarşamba
Ama benim bu gün asıl anlatmak istediğim, başka bişi..Didem bi haber almış...Eski Zalim’inden diyelim...(eski sevgili desem kuruca, yaranın derinliğini vermez, bilirsiniz..)...ve bu haberi ona koşa koşa yetiştiren ise, bir Didem’in bir arkadaşıymış....Yeni sevimsiz haber, Didoşumun moralini bozmuş tabii...niye sana söyledi dedim..kızmadın mı...arkadaşım teyze, nasıl kızıyım dedi....
“ arkadaşım...nasıl kızayım...”
...........
Neden bazı (!) Arkadaşların görevi...bizleri yaralayıcı haber taşımaktır...dürüstlük ile acımasızlık arasındaki çit...biraz daha yüksek olmalı ...
Var mı siizin de öyle arkadaşınız..” Ben öyle insanlarla görüşmem...o kişilere de arkadaş demem” demeyin....herkesin ister istemez..bi dönem.., çevresinde böyle biri olmuştur..ya da kurtulamamış hala, çevresindedir...Zevkle canını yakan, yaran kabuk bağlamadan hemen yeniden kanatan...omzu hazırdır da ağlaman için, keşke hiç ağlatmasan, dedirten...
Benim de vardı böyle bi arkadaşım....şimdi çok sık görüşmüyoruz....malum, sebebini sormaya gerek yok... : ) ha daha kötüsü, içmeyi de sevmezdi....sadece omzunu uzatırdı., ağlama yastığımı yani. ..Efsunlu bi yanı mı vardı arkadaşlığımızın, yoksa ben mi mazoşisttim, bilmiyorum.. :)) Ama uzun süre kızamazdım, kızdığım da bile....
Ara ara aklıma geliyor, bi kaç kere gördüğümde O’nu mutsuz - huzursuz gördüm...Baktım içime, onu böyle görmek de hoşuma gitmedi...yaralarımın neşteri olsa da her ne kadar, mutlu olmasını istiyorum....onu affettim çünkü... Ve affettiğim için, bir başkası olmayacak yaralarımı kanatan ....
29 Temmuz 2008 Salı
Evet, Külkedisi’nin yazısı ve Rapunzel ile yapılan muhabbetden sonra ben de bişiler karalamak istedim...
Külkedisinin konuyla ilgili olarak, bir insanın kendini değerli hissetmesi aileden başladığını belirtiyor..Demek ki bi başlangıç noktamız var elimizde ..., evet katılıyorum...Ailede söz hakkının verilmesi, fikrinin sorulması, çoçuğa değersiz hissettirmeden yaptıklarının yönlendirilmesinde bile bu duyguyu tam ya da eksik verilebilinilir.
Peki...diyelim ki temel yılları da hiç fena atlatmadık...gençlik yıllarının sarsak gönül dönemlerinde yaşadıklarımız.....sahip olduğumuz dostluklar...biriken yanımızla kendimize bi “değer” biçtik.....yine de gidip neden bizi değersiz hissedene aşık oluruz....bence bu da kuşbakışı bakıldığında tuaf bi durum olmuyor mu ..?...ne, beklenti mi dediniz.....o kişinin bir gün fark edip bize değer vermesini beklemek mi amaç....?...neden ki..kadınların fetih başarısını tatma hesapları mı yoksa...zoru elde etmenin verdiği güç ?...haz ?..o yüzden mi hiç ruhları öpülmemiş kurbağaları arıyoruz....ilk öpen biz olalım da tarihe geçelim... ??..biz prenses isek, ne bu hala hırs ?...eksik olan değer duygumuzun bi başka rengi mi...??
Vildan bir keresinde bana, O’nu bir kartal olarak görüyor olabilirsin, ama unutma ki, süzülürken kanatlarının altındaki rüzgari sensin demişti....doğru muydu, bilinmez... kendimi değerli hissetmiştim...ama, Vildan söylemişti..
Demek ki, bazen kendimizi değerli hissettmemiz için sadece “duymak “ yetmiyor...doğru yerden duymak gerekiyor....hatta belki illa O’ndan duymak gerekiyor....Nazlı ve kırılgan bir değer dünyası mı yaratılmış herbirimizin içinde..?...istediğinden duymak, duyamayınca da kendini “unutulmuş” gibi hissetmemize sebep olan....
Aşk insanı evet, kör ediyor olmalı....seçilen kurbağalardan belli...bi tane öpülmüşünü bile göremiyoruz...ve bi akşam otururken huzurlu yerimizde, bir soru geliyor karşına..” Pekii, o niye sinema saati sana göre ayarlamazdı” diye...kalakalıyorsun koltukta.....
...yutkunuyorsun...geçmiş de olsa, hala fark edemediklerini fark ediyorsun...kendimiz aşıkken değer vermeyen yine “kendimiz” oluyoruz...aşk adına... anlayışlı olmak adına....
Değerlere biz mi anlam yüklüyoruz....herkes gel diyebilir..ama birisi öyle bi “ gel hadi” der ki....kafdağını aşmaya yetecek güç buluruz...o “ gel hadi” de....o kadar değerli hissederiz kendimizi...o kadar özel.., önemli....ve güçlü..!!!.
Biriyle beraberken kişinin kendini değerli hissetmeli elbette ... Naçizane tavsiyem, aşıkken çok bunu önemseme...keza, dünyanın en şanslı insanısın sen zaten ...aşık’sın....!!!
Ama, aşk yoksa ve sen karşındakinden değer bekliyorsan...çok da dolanma sokaklarında..., bazı şeyler öğrenilmez..karşına çıkar ve yaşanır sadece....bunu kabul etmek gerekir...
Ve bilirsin ki, bi prenses.., bi prenses ise gerçekten..., düzen gereği zaten bir gün Kraliçe olucaktır...
23 Temmuz 2008 Çarşamba
75 yaşındaki Suna Pekuysal, dün vefat etmiş. Bu sabah, Milliyet Gazetesi’nde hayatını okurken, ilk rolü olan “gelin” oyununda, küçük bir rolle, bir bulaşıkçı kız rolüyle tiyatroya geçiş yaptığını yazıyordu. Bu rol sadece bir cümleymiş. “Affedersiniz matmazel, geçiyordum da...”…bu kadar…tek bir cümle !!! .. ve bu cümle ile oyundaki en inandırıcı rolü oynayan seçilmiş…..Bunu okuduğumda çok etkilendim. Tek bir cümle ile oyundaki diğer zor rolleri canlandıranlar kadar etkili olabilmiş, dedim…
Sonra düşündükçe aklıma, hani hayat bir tiyatrodur, deriz ya…Bizim kendi oynumuzda tek bir cümle ile acaba kimler bizde iz bıraktı….?...tek bir cümle ile haberleri bile yokken bizi etkiledikleri..kısa anlarda….ve bir daha görmesek de onları….asla unutamadığımız bir laf, bir duruş …kısaca iz bırakanlar…
Aklıma hemen, 16 yaşımdayken sarsak bir günde….mucize bir ortamda (ki mucize kelimesi tesadüf seçilmiş değildir…) Moda’da karşımıza meczup biri çıkmıştı..hangi yönden geldi…, bilinmez…dedi ki “ seveceksin ama belli etmeyeceksin “ dedi…sadece tek bir cümle …bunu söyleyip sanki 10 adım sonra kaybolmuştu….. hayatıma tek cümle ile giren esrarengiz adam , unutamadım seni…. ,
Nerde olduğumu bile hatırlamıyorum…gece miydi…akşamüstü müydü…o bile belirsiz…Sanırım 12 yaşındaydım.. annemlerle yemekteydik… “ iki yabancı “ şarkısı çalıyordu….yan masamızda bir çift vardı….şarkıyı birbirlerinin gözlerine bakarak o kadar tatlı söylüyorlardı ki…gerçekten gece karanlık, kalpler birleşmişti….Bir şarkıda görebilirdiniz aşkın ne olduğunu…..sadece gözlerinin içine bakarak mırıldanıyorlardı…..büyülü çift, unutmadım sizi, tek bir şarkı ile hayatıma girdiniz….
Bir keresinde de, nerdeyim yine hatırlamıyorum. Kahve içiyordum galiba, yaşlı ama ölçülü yaşadığı belli bir kadın yanıma yaklaşmıştı. “Sigaraya başlamana sebep olan dert, yıllar içinde bitse bile sigara hayatından gitmiyor” demişti…., ben, içme sigara yazık evladım diye öğüt vereceğini sanırken elindeki sigarasından bi nefes daha çekip yürüyüp gitmişti yanımdan…. Tek bir nasihat ile hayatıma giren gizemli kadın, yıllar geçtikçe Siz’i daha iyi anlıyorum …
……….ben kimin hayatında ne kadar rolledeyim??….kısa kesişimlerden sonra nasıl bir iz…duruş..sözüm kaldı…??
“Affedersiniz matmazel, geçiyordum da...”..lafıyla oyuna anlam veren Sayın Suna Pekuysal…, hayat denen bu tiyatrodan ayrılıp, gittiğiniz yerde, eminim ki en iyi şekilde bitirmenin huzuru içinde uyuyacaksınız…..
22 Temmuz 2008 Salı
2 gündür burdayım...ve tek sorun "arılar" :)
(anılar olsa daha mı iyi : P)
……..
Tam güzel bir şey yerken pıtt yanında….güneş yağı sürmüşsün, uzanmışsın..pııtt, gene yanında !!…konmaya çalışır gibi..vee vıızz vızzzz ..sinirini bozuyor….duruşun ne ise, her ne yapıyorsan o anda, seni huzursuz ediyor…bi adım ilersinde hala gitmeyince “acaba iğnesini batırır mı?” tereddütlerinde keyfin zaten kaçmış oluyor…vızzz vızzz !!
Aynı….aynı..normal bi zamanda ..herşeyinle mutlu, huzurlu, hayat biraz da olsa göz kırparken sana, sanki o anını kıskanan insancıkların yamacına gelip seni sinir etmesi gibi.…üzerinde durmasan bile, o hala tüm gıcıklığı ile “boşuna kaçma bozucam keyfini…..” der gibi….bilirsin vardır işte öyle insanlar, baktı bozamadı keyfini mevcudiyetiyle son hamlesiyle cızzzzz“iğnesini” sokar ruhuna…..veee gider. : )
Başkasının mutluluğunu alıp çuvala atıp giden insanlar , bal yapabiliyor musunuz sonra …? : )
Tatildeyim……ve BURADAKİ ARILARLA DA barışık yaşamam gerek…. ; )
vızzzzzzzzzzz...
17 Temmuz 2008 Perşembe
Ne güzel güldün o akşam,
...bana...”
Pinhani...
Şarkı çok yeni değilmiş..ama, ben yeni dinledim...oysa eskiden sevdiğim gurupların yeni şarkılarını kaçırmazdım...zaman mı çoktu ?...takip etmem mi daha kolaydı..? Bilmiyorum. : )
Bu durum sanırım, gençlikten koptuğun anı gösteriyor.....neyse, o ayrı bi yazı olsun..
1.5 yıldır devam eden televizyonda bir dizi var. “ Kavak Yelleri”....çok merak etmeme rağmen, seyredemiyorum..sanki, o diziyi seyretsem, o yaşlara gidicem ve...o yaşları hangi duygularla yaşayacağım bilmiyorum...(hı hıı, belki korkuyorum..)
O dizide uzun zamandır çalıyormuş bu şarkı, daha önce duymama sebebimin biri de bu belki..
“.....yalandan da olsa,
Ne güzel güldün o akşam,
...bana...”
.....bazı şarkıları dinlerken çok beğenseniz bile, “ bu şarkı çok geç bestelenmiş” dediğiniz oldu mu hiç.......bana bu şarkıda oldu da....
......
Günün notu : Hoşgeldin, Deniz Leyla Müderrisoğlu : )
16 Temmuz 2008 Çarşamba
Biraz önce ağabeyim, Amerika’dan aradı...Güzel Deniz’imiz galiba bu gün dünyaya geliyor....
: ) deli heyecanlıyım
ve çok orda olmak isterdim...
Şişşştt Deniz....Çok alem bi dünyaya geliyorsun, baştan söyliyim...eğer, kafana çok takmazsan bazı şeyleri, aslında çok da dayanılmaz bir yer değil...
......
Şiiiişşştt Deniz.....,
Biliyor musun, ben daha
doğmadan özledim seni...
....
15 Temmuz 2008 Salı
Bazı insanlara birşey anlatırken sürekli soru sorarlar “ ee, peki şu yok muydu...ee, peki bu noldu ?” diye defalarca lafımızı keserler..Bu tarz bi anlatımda, bi süre sonra sohbet diyalogtan çıkıp sorgu - sual ‘e döner...Anlatımı yarıda kesip dön cevap ver soruya, tekrar kaldığın yeri hatırla devam et derken, anlatan kişi sanki dik bir yokuşu çıkıyormuş gibi nefes nefese kalır..Bir daha ki sefere yeterince gücünüz yoksa, o kişiye birşey anlatmayı tercih etmezsiniz...
Kimisi sizi dinlerken, öyle bir tavır alır ki, çok değil 5 dakka sonra, kendinizi bir ilkokul öğrencisi sanıp, sanki öğretmeninize ders anlatıyormuş hissine kapılırsınız..ve arada sizi onaylaması, aferin demesi hoşunuza bile gitmeye başlar..Az sonra verdiği notu açıklayacak sanırsınız.. Ama en büyük sıkıntı bu tarz bi dinleyen olduğumda karşımda, “hey, herşey kontrolümde bak, beni şaşırtaamaaazsın.., hep bunlarııı biliyorummmm, seni onaylamak ya da reddetmek içiiiinn dinliiiyorum” tarzı içinde olur ki bu en çıldırtanıdır. Böyle dinleyicilere bi mühlet sonra, ancak çok acil konuları ve bilmesi gerektiği kadarını anlatmaya başlarız..ki, bilirsiniz, o zamanda diyalogun sonu hep onların “ yaaaa...demiştim sana” lafı ya da bakışı ile biter. : )
Biliyorum, hepimiz biryerlere koşturuyoruz....evde olsak bile mutlaka yapılması gereken işler oluyor..ama, bi yarım saat ya da en azından dikkatli bi dinlemeyle 10 dakika, bize birşey anlatmak isteyene ayrılamayacak bir vakit değildir..Bazı insanlar, zincir gibi yaşarlar..sürekli yoğundurlar..sürekli iki elle iki ayrı iş yaparlar. Bu dünyanın en yoğun ve en önemli kişisi (!) karşısında her ne kadar basit bi fani gibi kalsanızda, anlatmaya devam etmek istersiniz ve bu sırada o size:”sen anlat ben dinliyorum” demeyi de çok kibar olduklarından ihmal etmezler...ve siz, bu tarz bi insana birşey anlatırken dikkatinizi toparlayamazsınız...Çünkü, birşey anlatırken bi eliyle cep telefonuna birşeyler kaydederler, bir yandan arabası park ettiği yerde duruyor mu diye bakar, bi yandan menüden birşey seçmeye çalışır bi yandan akşama yapacağı yemeğin malzemelerini defterine yazar ve siz tüm bu salak duruma rağmen birşey anlatırken o aniden ciyaklar ve “Bengü’nün doğum günüydü aramadım” der.....ne oldu? Yıkıldınız mı...? ..iyi de dinlemiyordu ki zaten sizi..... :))
.....istediğiniz sadece benle ilgilenerek dinlemesi mi dediniz ?? Peki, bi de şuna bakın !! : )
Bazı insanlar dinlerken, tamamen size odaklanmış gibi dururlar...Ama bekleyin, 3 dakika sonra sizin işle ilgili anlattığınız bir olayın hem de tam ortasında şöyle bi soru gelir, “ya bişi sorucam...bu küpeleri geçen sene sen Gümüşlük’ten mi almıştın..?” .....bir an eliniz kulağınıza gider, çünkü sabah hangi küpeleri evden fırlarken taktığınızı hatırlamazsınız, sonra evet bunlar onlar dersiniz ve yıkılmayın sakin, devamı gelir..” ..yaa Banular da bu sene Gümüşlük’e gidiceklermiş..görüyor musun bize bi haber bile vermiyorlar..” der......içiniz küser...birşey anlatıyordum, demek bile gelmez içinizden...bunun 2. Perdesi pardon lafını kestim devam et olsa bile, bi sonraki alakasız soru sonunda hevesiniz iyice kaçar.....beraberinde tadınızda...
Tamam, tamam, beni tam dinlesin !....sözümü kesmesin ! ..gözleri bende olsun ! ‘ u mu istiyorsunuz... : )
Bunu başaran insanlar da var....birşey anlatırken baktığınızda o kişiye, allahım beni dinliyor teşekkürler diye içinizden dua edersiniz...Anlatırsınız..anlatırsınız...ohh içiniz rahatlar..bir yorum, bir görüş beklemek için arkanıza yaslanırsınız ki..” Hıh, bittiyse şimdi ben anlatıyım “ der ve o an hızla anlatmaya başlar....heyy, sen beni görev gibi mi dinliyorsun diye haykırasınız gelir...Tmm, evet ben de seni dinleyeceğim..ama...birşey söylee !! , diye omuzlarından sarsamazsınız ki... .süresi dolmuş...görevini tamamlamış bir insan edasıyla başlar kendi cephesini anlatmaya...
İşte bu yüzden, herkesle konuşuyorum o farklı, ama artık çok az kişiye birşeyler anlatıyorum..Anlattıklarım çok önemli olmayabilir..belki yukarda saydığım dinleme biçimlerine sahip insanların çok daha renkli hayatları ...yaşadıkları..ve anlatacakları var. Ama kalsın, beni dinleyecek üç-beş dostum var...onlar yeter bana... :)