15 Ağustos 2008 Cuma

Sabah işe gelirken baktım havada leylekler toparlanıyorlardı...Heyy dedim, daha sonbahar gelmedi...!!Dağılın !.... Gelmedi sonbahar..!! gelmedii lütfen, gelmedi..Yanlış duyum almışsınız...Ağustosun ortasındayız henüz....hatta, bir hafta tatilim bile duruyor, orda bekliyor beni... : (

Çağrışımlar kötü oluyor bazen......havada öyle görünce leylekleri....işte yaz bitti !... ‘ye mi geliyor insan ne.....otuzüç derece sıcakta yaşattı bana güz hüznünü...aslında hüzünlenmeye de toprağım çok yakın ve yatkındır..hatta hiç gocunmadan büyük bi keyifle, rahatça kimi zaman hüzünlenebilirim... : ) ama şimdi, bana göre yazın tam ortasında...ıhh ıhh!! Almasam ?!!

Birkaç arkadaş sordu..ne oldu niye kaç gündür yazmıyorsun diye.....yazacaklarım bitmedi tabii..biter mi şu tuaf dünyada...?.. Sadece...can sıkan akşam haberlerini dinledikten.....gazeteleri okuduktan ....trafikte İran Cumhurbaşkanı yüzünden süründükten sonra....(Biliyorum, haberler hep buna benzer oldu..oluyor..olucak...sadece, bazen belki insanın etkilenme derecesi farklı oluyor..) dönüp size..., geçen gün krımızı bir yaprağa yakalamak iiçin koşturdum durdum, şeklinde bi yazı yazmak çok mantıklı gelmedi...

Aslında biliyorum, mantıklı gelmeyen kırmızı bir yaprağın peşinden koşmak olmalıydı, yazması değil de....yokyok..gerçekten koştum...çok tatlıydı...ve rüzgarda bi sağa bi sola dönüp duruyordu....aynı dönüşleri sonra ben de yaşadım, yaprağı yakalamak için....ve sonunda kitabımın arasında kurutulmak için bırakılan kırmızı bi yaprak var... : )

......yazı tam yaşamamış hissediyorum ben...o kadar çok yapacaklarım var ki hala..Tahta boyamaya başlamak....elimdeki kitapları bitirmek...aydınger kağıda çizmeye başladığım o kitaptan Mezopotamya haritarlarını tamamlamak...ya hatta ben daha Moda’mdaki gece içilen çaylara bile doymamışken....şimdi...15 günüm mü kaldı....moralim bozuldu.....leylekler tepemde dönmeye devam etti...neyse ki kırmızı yaprağım sağlam yerde...


NoT: Külkedisi ve Rapunzel,
1).....kırmızı yaprak peşinde koşan bi hatunun hala “sağduyulu” olduğuna emin misiniz..??
2) bende size ait birşey var...ve ip ucu içinde alın size bir bilmece :

Ufacık mermer taşı
İçinde beyler aşı
Pişirirsen aş olur
Pişirmezsen kuş olur.

: )

11 Ağustos 2008 Pazartesi

Dün gece Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda MFÖ’nün konserine gittik...Beleşşşşş !! Serap çok teşekkür ederizz.. : ))

Mazhar - Fuat - Özkan...1985 yılında Norveç’de Erevizyon yarışmasından sonra MFÖ oldular..ki o yarşmayı da “net” hatırlıyorum..abimle yarışmayı seyrederken patlamış mısır kavgası yaptığımız gece..... : ) (şimdi tüm mısırlarım senin olsa, kader melekleri tekrarlatır mı o geceyi bize abicim...hia..?..)

Dün gece ki konser muhteşemdi....Konser sonrası yolda dönerken Mayk dedi ki (Mayk = Kürşat, Serap Hanım’ın asil Fenerli eşi ; ) ) “ acaba yıllardır dinlemeseydik, yine de bu akşam tüm şarkıları beğenir miydik” dedi.. Konser sırasında da benzer şeyler, benim de aklımdan geçti...Evet, 5-6 şarkı var ki, sanırım ilk dinlendiğinde bile insanı kendine bağlar...

Ama düşündüm, bu gurubu 20 yıldır dinliyorum...20 yıl...Şimdi baktığımda, şarkılarına ...her yaşımda ayrı bir düşünceyle mırıldanmışım...her yaşımda farklı birşey katmış...bu yüzden bıkamamışım...eskitememişim....şarap gibii yıllandıkça, söyledikçe daha anlamı derinleşmiş sanki..

“Tam Ortasındayım yolun...koşunun ortasındayım...
Tam varıyorum ki hedefe bir yenisi başlıyor.....”

Basit...yalın...sözcüklerle her yaşımda kendimi avutacak, ağlatacak, sarılacak, özletecek, dans ettirecek, neşelendirecek, sinirimi alacak bir mısra çıkmış...bu sizce de yıllardır gurubun şarkılarının neden hala sevildiğinin en büyük kanıtı değil mi...sizin de hala “Leyla’dan geçme faslını “ söylerken içiniz erimiyor mu....yine hatırlamıyor musunuz aşk için söylenen her söze kandığınızı.....onbeşimde...yirmibeşimde....şimdi otuzlu yaşlarımda....hala bu şarkı içimde yol alıyor..hala dinlediğimde başka bi renge dönüyor ruhum.....

Güllerin içinde de beklemişsinizdir bi dönem...sanmışsınızdır ki, dayanamadım gayrı döndüm diyecek size...demedi mi yoksa ? :) yazık...sonra kaseti çevirip, ele güne karşıyı dinlemişsinizdir...unutacağınızı sanmışsınızdır ama gözünüz yolda kalmıştır...ama bi yandan haberi gelir size, sizin canınız yanarken, duyarsınız o napar ne eder.... MFÖ hep sizinle devam eder...hayatınızın her basamağındadır sanki.....

“Bir güzele gönül verdim, anam istemedi..
İyilik mi bu bana, bende istek kalmadı...”

Hayattan hiçbirşey beklemediğiniz bi dönemde çıkmıştır bu şarkı kesin karşınıza...çıkmadıysa, duygularınıza isim verememişsinizdir. ...


Okula - işe koştururken yağmura yakalandığınız bi sabah, bu sabah yağmur var istanbul’da şarkısı radyoda kesin çalmıştır...ondan uzak, günlerin dayanılmaz olduğunu hatırlamış..., şarkılarda düşünmenin tarifsiz acizliğini hissetmişsinizdir sırılsıklam olduğunuzda.....şemsiyeyi açmaya gücünüz kalmamıştır dinledikçe ..onun yerine, yağmuru sevmişinizdir....ıslanmayı bile sevdirir o şarkı size..

Hiç Bodrum’a gitmeyen biri bile.....Bodrum şarkısında, oralara gitmişcesine hayal edeblir Bodrum’u.....Şarkıda geçen en büyük yalana bile tatlı tebessümle eşlik eder, bir zamanlar aşık olmuşsan Bodrum’da...ismini asla unutmazsın...bunu herkes bilir...ama, unuttum der...çünkü Bodrum...Bodrum..’dur...

Sonraki dönemlerdeki şarkılar ne kadar yer eder içimizde bilmiyorum...ama yazmadan geçemeyeceğim var bi kaç tane. Fikret Kızılok’dan hediyedir “sakın gelme”....İnsan delice sevdiğine de sakın gelme diyebilir...ve bir bayan olarak erkek olmak istersiniz, bana yineden şarkılar söyleten kadın’ı dinlerken..yanarsınız.....yanarsınız...

“Sen beni, tanımazsın severim de söylemem.
Sen beni, uzak sanırsın bilirim de söz dinlemem....”

....ah bu ben yaa.... : ) ...

Dürüstsen kendine, şarkılar sana daha bi dokunaklı gelir. Bir şehri bile sevmene, anlamana yarayan bir sevdiğin olur...tek bir şehre ait olan..(nasıl ki bir şarkı bir kişiye ait ise hep...hep!)

“Sen olmasan buralara gelemezdim ben
Sevemezdim bu şehri anlamazdım dilinden ....”

.... bir aşkın içinde açtığı kapıları gösterir.....dayanamazsınız...bu coşku ağlatır sizi..hem de belki uzuuun zamandır uslu duran coşkunuz....sarı lale almışlığınız mı vardır oysa...olsun!...

Kişisel tarihimin hiç değişmeyecek olan “yalnızlık ömür boyu” şarkısıdır. Dün akşamdan beri bu şarkıma bir ortağım daha çıktı. : ) hey, şarkı ortağım.., unutma bu şarkıyı sevmeye cesareti olan güçlü demektir bence... ; ) ki, sen ne kadar yürekli olduğunu zaten ispatlamış birisin.....bu şarkıyı senle paylaştığım için kendimi çok ...hem de çok şanslı hissediyorum.....

NoT : “seninle biz nerdeyiz ki...
nasıl bir ilişki bu...?...”

...şarkısı çalınmadı...belki tarihe karışan bu şarkı, nerdeyiz sorusuna da kendi içinde bi cevaptı....

7 Ağustos 2008 Perşembe

Kötü biri değilim….belki hataları olan her insan kadar..
Alışacağız….gün geçtikçe daha da fazla birbirimize…
Gün geçtikçe daha da tanıyarak…(hep maskesizdik)
Ve görsek de yanlışlarımızı sarılarak düzelteceğiz
Asla kaçmayacağız…
çünkü…bana dediğin gibi, birbirimizi bulmanın değerini biliyoruz…
Çünkü koca geceler yalnızken….tanımıyorken birbirimizi
Ne kadar az kaldığımızı biliyoruz….kalabalıkken bile etrafımız…
Sesimizi duyan yoktu…
Oysa şimdi….çek al hayatımdan kendini…
Geriye çok az ben kalır,….bana ait olan…

İki tane yalnız bir’dik….evrende gezinen……
İki tane bir, yan yana olduk...……

Ve şimdi….gece ne kadar karanlık olursa olsun
ve
ne kadar önümüzde engeller
ve
Biz ne kadar yalnız kalsak da…..sonunda birbirimizi bulduk….
Hiç görüşmesek de….ne yaptığımızı o an bilmesek de
Asla yalnız kalmayacağız….ruhum hep senle,
Söz veriyorum….


………………..yani galiba buna benzer sözleri olmalı, az önce dinlediğim Fransızca o şarkının….hiç Fransızca bilmesem de…. Türkçeye çevirdiğinde…anlamları bu olmalı dinlerken bana bu hisleri veren o büyülü Fransızca şarkının…..


Aslında bu gün yazma değil de okuma günündeydim ..sabahtan beri tırtık tırtık birşeyleri arıyor ve okuyordum..İçimden ve aklımdan yazmak gelmiyordu hiç ..(Aynı bedende olsalar da ikisi de ayrıdır ya..)


Biraz önce bir arkadaşımdan bir mail geldi. Bii süredir evindeki akvaryum balıklarını satmaya çalışyordu. Hiç yardımcı olamadım ama elimden geldiğince de satma aşamasını dikkatle dinlemeye çalıştım.. Aslında akvaryum ortamından ve balıklardan hiç anlamam...Balıklardan hiç anlamadığım zaten tarihimle de kanıtlanmış bir deneyimdir ya...neyse : )


Tabii ben hemen eskimiş eşyalardan bile kolay kolay ayrılamayan, atamayan biri olarak arkadaşıma, balıklarından ayrılmaya nasıl karar verdiğin diye sordum..Evindeki balıkların davranışları, cinsleri itibariyle sertmiş biraz...yokyok..yanlış okumadınız...öyleymiş...
Arkadaşım, onları satıp yerine “discus cinsi balık” almaya karar vermiş...


Bu discus cinsi balıkların huyu-suyu daha yumuşakmış....ve balıklar dünyasında “aşk balıklarıymış”...Balıkların da aşkı olur mu demeyin....tamam, biliyorum bir balığın hafızası beş saniyeydi..beş saniye öncesini hatırlamayan balıkların da iyi huylusu - kötü huylusu var oluyormuş demek ki...o kadarcık sürede bile aşk yaşan balıkçıkların diğerlerinden bir farklılığı olması da enteresan...ve enteresan, insan demek ki, balıkta bile duygusal olanını arıyor... : )

Şimdi insanların aşkları - balıkların aşkları ile karşılaştırma ya da insan hafızası ne kadarlık bir süre akılda bırakıyor ki aşkı....çekip gitmiyor...süründürmüyor...hadi daha da alamadım hızımı da devam ettim yazmaya ve : ) uzaktan birini severken de akvaryumda misali, dokunamasak da duygusal olanını seçmeli....vs tarzı bi devam bekliyor olabilirsiniz..ama yok...başta da dediğim gibi bugün “yazı” havamda değilim..... : I


Sadece, Discus cinsi balık ile tanıştım...memnun oldum..yanlış balık seçmeyin sakın siz diye yazıyorum...her ne kadar akvaryumlarında yaşasalar bile...hafızaları beş saniyecik olsa bile...sizi mutsuz edebiliyorlar demek ki....dediğim gibi balıklardan anlamam...ama, belki karşıma çıkan discus olmadığı içindi... Kimbilir ; )

6 Ağustos 2008 Çarşamba

Kalbim sanki kavgalar aşklarla yoğruldu
Bir öfke ve bir isyan bir hırstır gidiyordu
Yabancıydım kendime
Sevgin bedenimde yalnızlığı örüyordu…………….

……bi kış çok moralim bozuktu…hatta kış başıydı…kuşların getirdiği haberler canımı yakmştı…ruh gibi gezdiğim bi kaç günden sonra…karşıma, radyoda bu şarkı çıktı….kilitlenmiş gibi kalmıştım….buydu işte benim halim…tam da bu !!şarkıyı da ilk defa duymuyordum…ama, şarkının ilaçlık vakti şimdiye kısmetti….sezen söylüyordu...

Osmanlı tarihini araştırıyordum o kış…konumda Fetret Devri’idi….moralim bozukken, Yıldırım Beyaz’ın oğullarının savaşı devam ediyordu…onlar tahtı paylaşmaya çalışıyordu, ben yeni bana ulaşan bilgilerle dağılan ruhumun yeni tahtını kurmaya çalışıyordum….

Bir hasret acısında bir an kendimi gördüm
Bakışım bencil gibi oysa insancıl özüm
Bir umut çiçek açtı sanki gözlerimde
Yarınlara dostça güldüm….

….bazen en doğru tanımasını istediğiniz kişi sizi yanlış…hem de tamamen yanlış tanır ya…. Düzeltmek istedikçe durumu, daha da karışır olaylar….içinden çıkılamaz hal alır…öyleyken her şey bıkarıp gitmiş biri olarak…” hey bak o kadar bencil biri değilim” demeye fırsatınız yokken….

Bu şarkı yapışmıştı bana…..sanki her yerde bu çalıyor gibi….bana umut veriyor gibiydi..Fetret Devri’inde Mehmet Çelebi (1. Mehmet) kardeşi Musa Çelebi’yi Rumeliye göndertmişti. Başarı sağladığı takdir de tahta çıkacağına söz vermişti.....(güven konusu tarih boyu sorun olmuş yani..)

Duygular yüreğimde yıllarca boğuştu
Artık o deli nehir denizler de duruldu….

…….sonra başka sorunları gördüm…başka dertleri fark ettim diyelim..kendi derdim..minnacık kalmıştı..acıtıyordu ama…minikti işte evrende….O sıralarda Bursa ‘da 1. Mehmet, kardeşini boğdurmuş, tahta çıkmıştı…(nerde verilen sözler di mi..) padişah 1. Mehmet'ti …Fetret Devri bitmişti..kanlı..ama bitmiş… taht dolmuştu…ben durulmuştum…

Geçip gitti fırtına
Rüzgar meltem oldu
Yağmur oldu
Güneş oldu

……………şimdi ne zaman bu şarkıyı duysam…o zaman bana gelen dikenli bilgiler ve Fetret Devrini hatırlıyorum….kendimi güçlü hissediyorum bu şarkıyla….1. Mehmet kardeşlerini boğarken ben de öfkemi boğmuştum…tarih bunu da yazmalıydı…..

4 Ağustos 2008 Pazartesi

Yurdu için yüksek bir ülkü ya da görev uğruna ölen kimseye şehit deniyormuş. Tam açıklaması bu Türkçe Sözlük’de. Diyelim kesmedi beni bu kadarlık açıklama ve “şehit düşmek” e de biraz bakındım.. Şehit düşmek : İmânı, vatanı ve kutsal bir amacı uğrunda savaşırken ölmek....eeh yani baktığım diğer sözlüklerde de aşağa yukarı aynı anlamlar var.

Konya Balcılar’da yurt binasının patlaması sonucu ölen bir kız çoçuğunun babası, patlamayı medyanın abarttığını ve ölen çoçuklarının şehit...kalanların ise gazi olduğunu söylemiş ve eklemiş : “Bizim çocuklarımız baleye, diskoya, bara gitmiyor, köpük banyosunda ölmüyor. Bazı medya grupları neden çok abartıyor, aklım almıyor...” (aklını yesinler.....,varsa ! )

Kızını kaybetmiş bir babanın duyguları bunlar..Kuran Kursu’nda öldüğü için şehit diyor kızına....eğer, burda değil de saydığı yerlerde (bale..., disko.., bar) ölseydi ne diyecekti...? Baba dedi diye aynen yazdım.. Yoksa anlamış değilim, disko, bar’ın yanında “bale”nin niye geçtiğini..hoş, yer alsa ne olucak...disko mu kötü.....hatalar sadece barda mı yaşanır....

12 yaşında kızını kaybetmiş baba, hangi açıdan bakıyor ki Kuran Kursu Eğitimi’ne burda ölenlere şehit diyebiliyor..Neydi şehit düşmek : İmânı, vatanı ve kutsal bir amacı uğrunda savaşırken ölmek....

Bu çoçuğunu kaybetmiş babanın eğitimini, yaşam tarzını, çoçuk yetiştirme şeklini de sorgulamıyorum...Kanunlara uygun olduğu sürece herkes çoçuğunu istediği kursa, spora, sanata gönderebilir. ( ki yıkılan kız yurdu da kaçakmış..neyse..)

Sadece içime oturan birilerinin karşısına dikilip çoçuğunun hakkını araması gerekirken, ortadaki yanlışlığı önce kendisi örtmeye çalışıyor...Şimdi ben tutucu bir ailenin 12 yaşında başı kapalı bir kızı olsam, babama akşam sorardım..” Babacığım ben de böyle ölürsem bir gün, sen de benim için şehit deyip geçicek misin...kimlerin hatası, gözyumması diye araştırmayacak mısın ölüm sebebimi..?”

Bu düşünceye sahip baba ve ona hak veren insanlar ! Sizleri nasıl yok sayarım ya da nasıl aynı dünyada yaşadığımızı kabul ederim bilemiyorum... ama, umarım, her gece dua ettiğim Allah ile sizin Allah’ınız bile aynı değildir......

3 Ağustos 2008 Pazar

Biraz tembelliğimden biraz da hayat izin vermedi diyelim, Atlas Dergisi’nin Temmuz sayısını dün gece bitirebildim. O yüzden yazım da Ağustos’a kaldı…pardon : (

Dergide bu ay, benim ilgimi çeken konular dışında öylesine hızlı geçtiğim sayfaların birinde Sultansazlığı – Kuşların Dönüşü bölümü ilgimi çekti..Hani bazen haberlerde filan görürüz : Kuşların Dünyadaki Göç yollarını takip eden araştırmacılar vardır. Onları hiç anlayamasam da saygı duyarım. Bir olaya kendilerini mesleki anlamda adayan her insana duyduğum saygı gibi…

Benim yapamayacağım türde bir iş....Sabırla ve merakla çeşitli sürüngenlerin – böceklerin içinde gelecek kuş türlerini beklemek..gerçekten sevilmese…gerçekten gelecek o kuşlara değer verilmese yapılamaz gibi geliyor bana…Doğada olmak tabii ki güzel..ama, düşünsenize sazlıkların içinde etrafınızda sinek, böcek ve sempatik su yılanları gezinirken…..ıııııh hh ıhhhh almayayım…yapamam….

İşte tam yine saplantılı bu fikirlerle okurken yazıyı , Sultansazlığına yakın Sindelhöyük beldesinde yaşayan çobanların konuşma bölümüne gelmişim. Bir tane çoban kışın oraların nasıl soğuk geçtiğini anlatıyordu. Bu soğuk günlerde göl birden donarmış. Yine böyle ani bir donma günü flamingolar koşarak uçabilen hayvanlar olduğundan ( bunu da bu yazıda öğrendim. Flamingo havalanmadan önce birkaç adım koşması gerekiyormuş…) buzda ayaklarının üzerinde değil uçmayı yürüyemiyorlarmış bile buzdan. “bacaklarını toparlayıp toparlayıp 300-500 tanesini böyle uçurdum” diyordu çoban….

Kalakaldım…….300-500 tane…sanki 3-5 taneden bahseder gibi…sanki…10 dakikalık bir işi anlatır gibi…sanki ayda on bin doları nasıl kazandığını anlatır gibi….sanki dünyayı kurtaran adam ödülü almış da milyonlara ekrandan yaptığı kahramanlığı anlatır gibi…..tabii ki bu sanki’lerin hiçbiri değil..aksine…öylesine yapmış….flamingolar için…benim yazdığım sankiler bizim hayat’dan SANKİ’ler…bizim hayat kriterlerinden….

Hiçbir karşılık beklemeden….o çoban soğukta yapmıştı bunları….tek derdi flamingolar uçabilsin….” Çoban işte başka ne işi olucaktı” diyeniniz varsa lütfen….çıksın sayfamdan ! kendini bulunmaz hint kumaşı sananlara bir şey ler yazmayalı uzun süre oldu…

Hepimiz çok yoğunuz di mi…hepimiz çok önemli şeyler yapıyoruz hergün…bilmez miyim…

Bu gün DOĞA için sen ne yaptın…hia ? Evindeki kedi-köpek beslemenin, salonda dekorunu beğendiğin için süslü saksılarına su vermenin ve akan musluğunu fatura çok gelir diye kapatmanın dışında….sadece DOĞA için…, bu gün sen ne yaptın..!!